Şehrimizde kendilerini devlete lütuf gören, var olan tüm koltukların kendileri için var olduğuna inanıp çoğunluğa tahakküm eden bir azınlık olduğunu vurgulayan Çalışkan, bu azınlığa dahil kişilerin daha ana rahmine düşer düşmez kamuda koltuğunun hazırlanması gerektiğine inanıldığı ve bu kişilerin koltuk taleplerini manasız bir şekilde yerine getirenlerin olduğunu dile getirdi.
Bayburt Üniversitesinde Fakülte Sekreteri, Daire Başkanı, Genel Sekreter Yardımcısı, Genel Sekreter olma kriterleri nelerdir?
Bayburt Üniversitesi’nde yapılan atamalara dair kriterleri sorgulayan Çalışkan, “Kendilerini bulunmaz Hint kumaşı sanan, kamudaki her koltuğun kendileri için var olduğuna inanan bu azınlığa dahil birinin ataması, önce bir il müdürlüğünün yönetici kadrosuna (Ne hikmetse bu il müdürlüğünün bu yönetici kadroları sanki bu adamlara tahsisli, kuluçka evrelerini burada geçiriyorlar) sonra da Üniversitede fakülte sekreterliği kadrosuna yapıldı. Bayburt Üniversitesinde fakülte sekreterliğine atanalı daha birkaç ay olmadan bu kişiyi Daire Başkanı olarak görüyoruz.
Merak ediyoruz, Bayburt Üniversitesinde Fakülte Sekreteri, Daire Başkanı, Genel Sekreter Yardımcısı, Genel Sekreter olma kriterleri nelerdir? Kuruma yıllarını vermiş, ehliyeti ve birikimiyle üniversiteye layıkıyla hizmet eden bir personelin liyakat, emek, üniversitenin misyon, vizyon ve personel politikası çerçevesinde fark edilerek ve değerlendirilerek yukarıdaki kadrolara atanma imkanı var mıdır?” ifadelerini kullandı.

“Bu tercih; sadece kişileri değil, kurumsal vicdanı da yaralar.”
Bir kurumun ayakta kalmasının bina, bütçe ya da makamlarla değil, adaletle ve liyakatle mümkün olduğunu da söyleyen Çalışkan, emeğin görünmez kılındığı, hak edenlerin görmezden gelindiği yerde adaletten söz edilemeyeceğinin altını çizdiği açıklamasında, “Kuruma yıllarını vermiş, alın teriyle yetişmiş, ehliyeti ve birikimiyle o makamı hak eden nice insan varken; küçük bir zümreyi memnun etmek uğruna kurum dışından yapılan yönetici atamaları emeğe sırt çevirmektir. Bu tercih; sadece kişileri değil, kurumsal vicdanı da yaralar.
Tüm bunları yaparken, "kurum aidiyeti", "takım ruhu", adına ne derseniz diyin, kurum personeli ile bundan sonra yapacağınız hiç bir toplantının anlamı yoktur. İnsanlara ne anlatıyorsunuz? Ne anlatacaksınız? Bu şartlar altında üniversitede çalışan bir personel kendini kurumun bir parçası nasıl hissedecek? Kariyer planlamasını nasıl yapacak? Kurumda motivasyonu, aidiyeti, çalışma barışını nasıl sağlayacaksınız?” sorularını yöneltti.
“Liyakat; torpille değil, emekle ölçülür.”
Liyakatin torpille değil, emekle ölçülebileceğini ve emek ise susturulduğunda sadece insanların değil, kurumların da yıpranacağını savunan Çalışkan, bugün görmezden gelinen emeğin, yarın kaybedilen güven olarak geri döneceğini belirttiği konuşmasında, “Unutulmamalıdır ki; adalet bir tercih değil, bir zorunluluktur. Ve liyakatin olmadığı yerde ne huzur olur, ne de başarı.” ifadelerine yer verdi.
“Adalet gecikebilir ama vicdan susmaz!”
Konuşmasının son bölümünde, “Çalışanların emeğini görmezden gelip liyakatle, adaletle hükmetmediğiniz zaman konuştuklarınızın da sosyal medya paylaşımlarınızın da bir anlamı kalmıyor.” diyen Çalışkan, sosyal medya paylaşımları ile değil, ameller ile hesaba çekileceğini ve adalet gecikse bile vicdanın susmayacağını söyledi.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: