Şehirde yaşayan hiç kimsenin haberi olmadan isim değişikliğine gidilen ve içeriğinden sanat çıkarılarak bilim ve spor eklenen Uluslararası Dede Korkut Kültür ve Sanat Şölenleri’nin, 30. Yıl programı ve yenilenen ismi önceki gün açıklandı. Programın açıklanmasının ardından tepkiler de peş peşe geldi.
Otuz yıl, bir organizasyonun küresel ölçekte kurumsallaşması, sınırları aşması ve dünya çapında bir ekole dönüşmesi için fazlasıyla yeterli bir zaman dilimiyken ve geçmiş yıllarda bu vizyon başarıyla temsil edilmişken, son yıllarda ilan edilen içerikler bu vizyonun çok gerisinde kalmıştı.
Her geçen yıl ilerlemesi gerekirken, aksine gerileyen bir şölenin bu yıl ilan edilen takvim ve içeriği ise, Bayburt’un en büyük kültür markasının, uluslararası bir temsilin ötesinde, köylerarası düzenlenen şenliklerin bile gerisinde kaldığını açıkça gösteriyor. Şehrin sokaklarında, kahvehanelerinde ve esnaf dükkanlarında ise bugünlerde sadece sönük bir programın sessizliği değil, bu duruma şahitlik eden Bayburt halkının yükselen haklı isyanı ve derin hayal kırıklığı konuşuluyor.
Hafızasını kaybeden toplumlar gibi, organizasyonlar da dünün o görkemli birikimini unuttuğunda sıradanlaşmaya mahkum kalır. Geçmiş yılların tozlu arşivleri karıştırıldığında, bu şölenlerin bir dönem Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar tüm Türk coğrafyasının en önemli fikir insanlarını, edebiyatçılarını, heyetlerini ve dünyaca ünlü şairlerini Bayburt’ta buluşturduğu, kenti adeta Türk dünyasının gayriresmi başkenti haline getirdiği görülüyor.
Eski dönemlerde şölen haftası denildiğinde, gündüzleri memleket meselelerinin, kültürün ve geleceğin tartışıldığı ufuk açıcı panellerle dolup taşan salonları, Türkiye’nin yedi bölgesinden ve Türk dünyasından gelen yüzlerce halk oyunları ekibinin renkleriyle karnavala dönen Bayburt sokaklarını, birlik ve beraberliğin, paylaşma ruhunun en üst seviyeye çıktığı herfene programlarını, akşamları ise, aşık gecelerini, şiir programlarını ve meydanları hınca hınç dolduran on binlerin katıldığı konserler akla geliyordu.
Şölen haftası yaklaştığında, “bu yıl hangi sanatçılar gelecek?” sorusunun cevabını merakla bekleyen vatandaşların yanı sıra, o dönemlerde şölen haftası demek, esnafın bayram etmesi, otellerde yer kalmaması, gurbetteki hemşehrilerimizin izinlerini bu takvime göre ayarlaması ve Bayburt’un sesinin Ankara’dan Bakü’ye, Almatı’ya kadar yankılanması demekti.
Bugün gelinen noktada ise karşımızda duran manzara, geçmişin o zengin folklorik çeşitliliğinin, uluslararası entelektüel ağırlığının ve toplumsal coşkusunun bütçe dar boğazlarına, vizyonsuzluğa ya da heyecan kaybına kurban edildiği hazin bir durumdan ibaret.
"Uluslararası" sıfatının içi boşaltılarak, 5 güne serpiştirilen 5 etkinliğe indirgenen organizasyon, Türk dünyasını ve vatandaşları heyecanlandıracak hamlelerden tamamen yoksun halde, şehre ve esnafa doğrudan yansımayan bir bürokrasi şenliğine dönüşmüş durumda.
Geçmişte şölen zamanı dükkanlarında adım atacak yer kalmadığını hatırlatarak, tüm esnafın bu haftayı iple çektiğini, şimdiyse sokaklarda ne bir hareketlilik ne de dışarıdan gelen bir misafir olduğunu dile getiren esnaflar, şölenin adeta sıradan bir hafta sonu etkinliğine dönüştürüldüğünü savunuyor.
Gurbetten memleketine şölen coşkusunu yaşamak için gelen vatandaşlar ise karşılaştıkları tablo karşısında derin bir üzüntü duyduklarını belirterek, eski şölenlerde geceleri meydanların yıkıldığını, her köşe başında bir ozanın, bir şairin, Türkiye'nin her yöresinden gelen dans topluluklarının olduğunu ifade ediyorlar. Bu yılki programı "büyük bir hayal kırıklığı" olarak nitelendiren vatandaşlar, 30. yıl gibi önemli bir dönüm noktasında Bayburt halkına adeta bir dayatma yapıldığını ve geçmişin o zengin kültürünün salonlara hapsedildiğini söylüyor.
Şehirdeki gençler de sosyal medya platformları başta olmak üzere her mecrada seslerini yükselterek, kendilerine hitap eden, ulusal basının dikkatini çekecek tek bir büyük konserin, vizyoner bir sanatsal etkinliğin dahi programa konmamasından ötürü organizasyonu yapanlara sitem ediyor.
Şüphesiz ki Valilik, Belediye ve Üniversite üçgeninde bu organizasyon için harcanan resmi bir emek vardır ancak, vatandaşın meydanlardan yükselen bu haklı ve öfkeli sesi ise gerçeğin ta kendisidir. Bu sönük manzaraya isyan eden Bayburt halkının tepkisi, bu kadim şehre ve onun Dede Korkut gibi devasa bir değerine duyduğu derin vefanın, sorumluluğunun gereğidir.
Bayburt’u yöneten yerel iradenin, akademinin ve siyasetin halkın bu haklı feryadına kulak tıkamadan, bu aşınma tablosunu ciddiyetle masaya yatırması, bu büyük markayı sıradan bir taşra festivali çizgisine çekilmekten kurtarması ve en kısa sürede o eski ihtişamlı günlerin vizyoner ruhunu yeniden canlandırması elzemdir.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: